Social Icons

Pages

20 Mayıs 2012 Pazar

Bal Kabağı Maskesi


Cildimize bakım yaptıkça o da bize hep canlı ve sağlıklı yüzünü gösteriyor. O zaman biz ona hak ettiği değeri verelim o da bize hep istediğimiz gibi görünsün. Bunu yapmak çok da zor değil. Doğanın sunduğu imkanları doğru şekilde kullanarak dileğimize ulaşmak mümkün ;)

Şemş Aslan Bal Kabağı Maskesi
Ayurveda Uzmanı Şems Aslan, Harika bir maske tarifi verdi.
GEREKLİ MALZEMELER;
*1 çay kaşığı bal kabağın çekirdekleri(çiğ olacak) ,
*1 tatlı kaşığı Su ve ya süt ,
* Yarım çay kaşığı bal ,
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ :1çay kaşığı bal kabağı içini çekirdekleri havanda ezin,1 tatlı kaşığı su ve ya sütü ekleyip karıştırın ve balıda ekleyin bir kasedeye koyup 2-3 saat dolapta bekleyin.Lekeler,çiller açılana kadar bu kürü uygulayın…
FAYDASI : Açık gözenekler, kış sonrasında sararmış ciltlere, eskiden sıkılmış sivilcelere yani hepsi birleşmiş leke yapmış.
3’ü bir arada olacak yani hem cildi sıkılaştıracak, hem lekelerle savaş hemde göz altındaki morluklara iyi gelen ve ilk defa açıkladığı müthiş bal kabağı maskesi.

Limonlu Maden Suyu Maskesi


Daha parlak ve daha güzel bir cilde sahip olmak hepimizin hakkı. Ancak güncel yaşantı ve yorgunluk ile cildimiz gitgide yorgun düşer. Yorgun cildimiz sönük ve mat bir görünümle bizi olduğumuzdan daha yaşlı gösterir. İhtiyacımız olan tek şey doğru şeyleri doğru şekilde kullanıp cildimizi eski haline döndürmek.Bu konuda size önerimiz burada:

Yorgun Ciltler için Bakım Limon Maden Suyu Maskesi
Kullanılacak Malzemeler:
*1 şişe maden suyu
*1 adet limon
*3 yemek kaşığı bebe yağı
Yapılışı:
Maden suyunu temiz bir kava boşaltıp içine yarım limonu sıkın. Daha sonra içine bebe yağını ilave edin iyice karıştırın. Karışımı bir sprey şişeye boşaltın. Cildinize eşit bir şekilde püskürtmek suretiyle uygulayın. Bu formül aynı zamanda iyi bir makyaj altıdır.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Beliniz neden ağrıyor? (Skolyoz)

İç organlardaki hastalıklar da bel ağrısı olarak işaret verebiliyor.


Türk toplumunun yüzde 80'i, yaşamlarının bir döneminde mutlaka bel ağrısı çekiyor. Özellikle yetişkinlerde 30 yaşından itibaren bel ağrısı çekme riski artıyor. Ancak bununla birlikte yapılan araştırmalar, bel ağrısı çeken hastaların ilk ağrıda hemen hekime başvurduklarını, ancak ikinci ağrıda artık hekime gitmediklerini gösteriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kıral, bel ağrılarının yüzde 90'ı mekanik bel ağrısı denilen kas kökenli ağrı olsa da iç organ hastalığı bulunanlar ile kısa süre önce ameliyat geçirenlerin ve kanser öyküsü olanların bel ağrısını ciddiye alması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Kıral, hastaların biraz bilgilendikten sonra tekrarlayan bel ağrılarını hekime başvurmadan ve tedavi olmadan geçirdiklerini dikkat çekiyor. Bel ağrısı çeken kişilerde, ağrı elden ayaktan kesiyor, uyumayı engelliyor veya gece uyandırıyorsa mutlaka dikkate alınması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Kıral, şunları söyledi: "Özellikle ağrıyla birlikte ateş, titreme, kilo kaybı ya da enfeksiyon varsa, barsak ya da mesane işlevlerinde değişiklik olduysa, uyuşukluk, karıncalanma ya da güçsüzlükhissediliyorsa ve hastanın geçmişinde kanser öyküsü varsa, ağrı başladıktan itibaren en geç iki ay içinde hekime başvurulması gerekiyor".Prof. Dr. Kıral'ın verdiği bilgiye göre, bel ağrılarında; 30 yaş üzerindeki herkes, arthrit ya da osteoporozu (kemik erimesi) olanlar, menopoza girmiş kadınlar, gebeler ve yeni anneler, diyabet, hipertansiyon ve kanser gibi sağlık sorunları olanlar, sigara içenler, kısa süre önce ameliyat geçirenler, enfeksiyonlara açık olanlar ve bel sorunlarına yakalanmaya genetik olarak eğilimli olan kişilerin riski daha yüksek oluyor. Bel ağrısı çeken kişilerin hangi uzmanlık dalına başvurması gerektiğinin halen tartışılan bir konu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kıral, "Bel ağrısını tek bir uzmanlık değil, multidisipliner bir ekibin tedavi etmesi gerekiyor. Avrupa ve Amerika'da bu amaçla oluşturulan Omurga Tedavi Grupları'nda; ortopedist, beyin ve sinir cerrahı, fizik tedavi uzmanı, algoloji uzmanı ve kayropraktik uzmanı bulunuyor. Ülkemizde de başta omurga kırıklarının tedavisi olmak üzere, tüm omurga girişimleri ortopedik omurgacerrahları tarafından yapılabiliyor. Skolyoz ve kifoz gibi omurgada şekil bozukluğuyla seyreden hastalıklarla omurga kırıkları da omurga tedavi merkezlerinde başarıyla tedavi ediliyor" dedi.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Bebeğiniz yeterince sağlıklı mı?

Uzman Dr. Can Özyıldız, bebeklerde görülebilecek sivilce, asimetrik kafa yapısı ve gözlerde çapaklanmanın doğal olduğunu, ailelerin endişelenmemesi gerektiğini söyledi.


ASİMETRİK KAFA YAPISI
Doğum sonrası, özellikle 1-2 aylık döneme kadar bebeklerin kemik yapısının çok yumuşak olduğunu belirten Özel Medline Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Can Özyıldız, bebeğin sürekli tek yöne yatırılması durumunda bebekte asimetrik kafa yapısı oluşabilir ya da sürekli sırtüstü yatan bebeklerde başın arka kısmının düzleşebildiğini söyledi. Dr.Özyıldız, bebeğin kafa yapısını düzeltmek için bebek 15 günlükken başlanan D vitaminin düzenli verilmesi, yatış pozisyonunun sürekli
değiştirilmesi ve egzersiz ile masaj tedavisi uygulanması gerektiğini anlattı.

BEBEKLERDE YÜZDE SİVİLCE

Gebeliğin son haftasında anneden bebeğe geçen hormonlar nedeni ile bebeğin doğumundan 1-2 hafta sonra yüzünde sivilce görülebildiğini anlatan Dr. Özyıldız, şunları söyledi: "Hassas cilt yapısına sahip bebeklerin ailelerinde alerjik bir yapı varsa, bebeğin cildi daha da hassas olur. Bu nedenle bebek için seçilen şampuan, sabun ve giysi yıkanmasında kullanılan deterjanların anti alerjik etkiye sahip olması gerekir. Bebeğin yüzünü silmek için kullanılan ıslak mendil cildini tahriş edebilir. Bebekleri sert bir şekilde ve sık sık öpmek ve sakalların bebeğin yüzüyle teması da bu sivilcelerin oluşumuna neden olabilir. Bebeğinizin yüzünde sivilce varsa, sivilceleri sıkmayın ve doktorunuzun önereceği doğal içerikli krem kullanın."

GÖZ KURULUĞU VE ÇAPAKLANMA

Bebeğin yaşamının ilk haftasında gözlerinin çapaklanmasının doğal olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Can Özyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz çapaklanması neden olur dersek, doğum sırasında daima göze yabancı bir madde örneğin 'amnion' sıvısı gözlerin çapaklanmasını hazırlayabilir. Çapaklanmayı önlemek için her iki gözü, kaynatılıp ılıtılmış suyla, her biri için ayrı pamuk kullanarak temizleyiniz. Silmeyi, gözün dış köşesinden başlayıp aşağıya doğru yapın. Bebeğinizi, hasta
gözü yukarıda kalacak biçimde yan yatırın öylece uyutun. Aksi halde, öbür gözü de yatak çarşaflarının sürtünmesiyle mikrop kapabilir."

15 Mayıs 2012 Salı

Bahar aylarında Alerji hastalığına dikkat!

Fatih Tıp Merkezi'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Necati Dağıstan, bahar aylarında alerjinin arttığına dikkat çekti.



Burun tıkanıklığı, hapşırma, baş ağrısı, sulu burun akıntısı, koku ve tat bozukluğuyla sık tekrarlanan kulak ve boğaz enfeksiyonunuz var ise siz de alerji olabilirsiniz. Bahar aylarında polenlerin etkisi ile artan alerji, vücudun savunma mekanizmasında meydana gelen fonksiyon bozukluğudur. Bu fonksiyon bozukluğu zaman zaman kişinin yaşam kalitesini düşürür ve tedavi edilmezse başka hastalıklara davetiye çıkarır. Aile bireylerinin bir tanesinde alerji mevcut ise çocukta da gelişme riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Fatih Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Necati Dağıstan, “Herkesin farklı alerjene, farklı derecelerde ve farklı şekillerde ortaya çıkan alerjisi olabilir. Kendinizi gözlemleyerek alerjiniz olup olmadığını anlayabilirsiniz” dedi. Alerjilerde en çok görülen şikayetlerin burun tıkanıklığı, sulu burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırma, sık tekrarlayan boğaz ve kulak enfeksiyonu ile boğazda gıcık hissi olduğunun altını çizen Dağıstanlı, bir üst solunum yolu hastalığı olan alerjik nezlenin de son zamanlarda arttığını belirtti.

ALERJİ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HASTALIKLARI DA TAKLİT EDEBİLİR

Alerji
şikayetlerinin başka hastalıkları da taklit edebileceğini söyleyen Dağıstan, “Örneğin, çok sık orta kulak iltihabı ya da üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda, eğer şikayeti bir yaşından önce başlamışsa, alerji olma ihtimali çok yüksektir ve bu şikayetler genellikle besin alerjine işaret eder” şeklinde konuştu. En sık görülen alerji türlerinin başında polen alerjisinin geldiğini vurgulayan Dağıstan, polenlerin sıcak, kuru ve rüzgarlı havalarda ve özellikle sabah saatlerinde en yüksek seviyeye ulaştığını, bu yüzden de hastaların sabahları mümkün olduğunca dışarı çıkmaması gerektiğini anlattı. Mevsimsel alerji nedenlerinden birinin de mantar alerjisi olduğunu söyleyen Dağıstan, “Mantarlar polenlerin aksine soğuk havada da alerjeniktir ve canlılığını yitiren ağaçların üzerinde bulunur. Ev ortamlarında ise en çok banyo ve bodrum katlarında oluşur. Bu yüzden hastalar banyodan çıkınca hapşırık krizine tutulur” diye konuştu.

SABAH SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKMAYIN

Çocuklarda görülen ve belli bir yaştan sonra kaybolan besin alerjisinin de en çok karşılaşılan alerji durumlarından biri olduğunu anlatan Dr. Dağıstan, sıklıkla inek sütü, yumurta, buğday, soya, fıstık, ceviz, kabuklu deniz ürünleri ve balık alerjisinin görüldüğünü belirtti. Alerjinin tedavisi ve şikayetlerin azalması için öncelikle ilgili alerjenden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Dr. Dağıstan, özellikle uzak durulması zor olan polenler için sabah saatlerinde dışarı çıkılmamasını, pencerelerin kapalı tutulmasını ve hava filtresi kullanılmasını önerdi. Dağıstan, alerjenden uzak durmanın yetmediği durumlarda anti histaminik ve nasal kortikosteroid ilaçlarının kullanılabileceğini, ilaç tedavisi de yetmez ise aşı tedavisine başvurulabileceğini söyledi.

Genital ağrılar cinsel yaşamı olumsuz etkiliyor

Bıçak saplanır tarzda bir ağrı, dayanılmaz yanmalar, uyuşukluk, zonklama ve sık idrara gitme… Bazen bir pamuğun dokunuşu ile dahi gelebilen genital bölge ağrıları, kadınların sosyal ve cinsel hayatını olumsuz etkiliyor


Hastalığın tanısı ve tedavisi için utanıp çekinmeden ve vakit kaybetmeden doktora başvurulması çok önemli. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Dilek Erdoğru, kadınlarda genital ağrılar hakkında bilgi verdi.

Bu şikayetlerle doktora gitmekten çekinmeyin

Dünyada 20 milyon kadının, genital ağrılar nedeniyle sosyal ve cinsel yaşamları olumsuz etkileniyor. Hastaların % 70’i bundan utandığı için, sorununu doktoruna söylemekten çekiniyor. Genital bölgede çok farklı şekillerde ortaya çıkan ağrılar, bazen bir pamuğun dokunuşu ile bile tetiklenebiliyor. Jinekolojik muayene ile belirlenemeyen ve bu nedenle ispat edilemeyen bir sorun haline gelen genital ağrılar, cinsel yaşamı neredeyse sona erdirdiği için kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluklarına neden oluyor.
Kadınların yaşamını kabusa çeviren bu sorunun çözümü için, özellikle cinsel işlev bozuklukları konusunda uzmanlaşmış bir kadın doğum uzmanının takibi önemli. Çünkü bu sorun ile başvuran hastaların önce ağrı haritası çıkarılıyor, ağrısı derecelendiriliyor ve sonrasında hastaya özel tedavi yöntemleri uygulanıyor.

Cinsel bölgede ağrı tanımı nedir?

Genital bölgede ağrı bozuklukları; genel ve lokal şekilde, çeşitli noktalarda kendini gösteren ve kadınların hayat kalitesini bozan önemli bir sağlık sorunudur. Ağrılar kişiden kişiye çok farklılık göstermektedir. Ağrılar bazen dokunma ile ortaya çıkabilirken bazen de dokunma olmaksızın oluşabilir. Genital bölgede bıçak saplanır gibi ağrı, dayanılmaz yanmalar, uyuşukluk, karıncalanma, zonklama gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Bazı hastalarda başlangıçta idrar şikayetleri sık idrara gitme ve ağrılı idrar yapma gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Hastaların bir bölümünde ise özellikle sorun lokal ise; ilk ilişkiden itibaren ve ilk tampon kullandığı andan itibaren ağrılar başlayabilir.

Hastanın yaşam kalitesi nasıl etkilenir?

Ağrılar; hasta otururken, yürürken, ayakta ya da dinlenir şekilde de çok ciddi bir şekilde kendini gösterebilir. Özellikle oturur pozisyonda dayanılmaz ağrılar çeken hastalar, işinden ayrılmak zorunda kalmakta, araba ya da bisiklet kullanamamakta, uzun yola çıkamamakta, tatile gidememekte ve sosyal yaşamın gerektirdiği hiçbir aktivite içinde yer alamamaktadır.

Hastalar cinsel ilişkiden uzaklaşır!

Genital bölgede dokunma ile ortaya çıkan ağrılar cinsel yaşamı olumsuz etkilemektedir. Cinsel istekte azalma ve cinsellikten uzaklaşma, çiftler arasında da önemli sorunlara neden olmaktadır. Genital ağrıların hastaların psikolojisi üzerinde de olumsuz etkisi vardır. Özellikle çocukları olan hastalar ailelerine yeterince ilgi gösteremedikleri için kendilerini suçlamaktadır. Bazı hastalar cinsel ilişki sırasında kendini sıktığı için pelvik taban kasları sertleşerek kasılır ve bir kısırdöngü oluşur. Bu hasta gruplarında botoks tedavileri etkili olmaktadır. Hastalar tedavi sonrası cinsel yaşamlarına sorunsuz devam edebilir.

Genital ağrılar hangi nedenlerle ortaya çıkar?

Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte; mantar enfeksiyonları, 18 yaşından önce doğum kontrol hapı kullanmak, geçirilmiş ameliyatlar ve enfeksiyonlar, genetik faktörler hastalığın nedenleri arasında gösterilmektedir. Özellikle genetik faktörlerin varlığı, hastalığın tedavisinde çok ciddi bir yol kat edileceğini göstermektedir.


Nasıl teşhis edilir?

Genital ağrı; cinsel fonksiyon bozukluğu konusunda uzmanlaşmış bir kadın doğum uzmanına danışarak tedavisi gerçekleştirilebilecek bir sağlık sorunudur. Hastanın öncelikle ağrı haritası çıkarılır. Ağrının yeri, genel ya da lokal olup olmadığı tespit edilir. Harita çıkarıldıktan sonra ağrının derecesi belirlenerek, hastaya uygun tedavi planı yapılıp uygulanır. Çoğu zaman derideki değişiklikler çıplak gözle izlenmez. Bu durumda “vulvoskop” denilen görüntüyü büyüten mikroskopla detaylı inceleme yapılır, anormallik saptanırsa biyopsi alınabilir.

Genital ağrılar tedavi edilebilir bir sağlık sorunu mudur?

Hastalık ne kadar geç teşhis edilirse tedavisi o kadar uzun ve zordur. Bu nedenle genital bölgede; bıçak saplanır gibi ağrı, yanma, uyuşma ve zonklama gibi şikayetler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurmalıdır. Tedavide; merkezi sinir sistemini etkileyen ilaçlardan ve lokal kremlerden yararlanılmaktadır. Hastalığın kronikleştiği vakalarda ise aylık iğne tedavileri yapılmaktadır. Ancak bazen hastalar tüm bu tedavilere direnç gösterebilir. Böyle durumlarda ağrılar lokalse o bölge ameliyatla alınmaktadır. Genital ağrıya neden olan sorun pudental sinir sıkışması ise; bu durumdaki hastalar da laparoskopik ameliyatlarla kaliteli bir yaşama kavuşabilmektedir. Bu tedavilerin yanı sıra; hastaların cinsel ilişki kalitesini artırıcı yöntemlerden yararlanılmakta, hastalara olumlu bir bakış açısı kazandırılmaktadır.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bu hastalığa dikkat!

Faruk Başdemir, bir talasemi hastasının aylık giderinin 5 Bin TL olduğunu ve 13 yaşına gelen talasemi hastası çocuklarda intihar eğiliminin sık görüldüğünü söyledi.


 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü münasebetiyle, Kayseri Talasemi ve Lösemiler Derneği, Cumhuriyet Meydanı Atatürk anıtına çelenk bıraktı. Törende basın açıklaması yapan Talasemi ve Lösemiler Derneği Genel Başkanı Faruk Başdemir, “Talasemi bilinmeyen bir hastalık olduğu için maalesef toplumumuz bu konuya ciddi şekilde sahip çıkmıyor. Ben buradan halkımıza sesleniyorum: Mutlaka her kişi bir kan sayımı yaptırmak suretiyle eğer ki kanlarında bir düşük hemoglobinleri düşük ise mutlaka Talasemi taşıyıcılığı işareti vardır. O zaman Talasemi testi istenmektedir.” diye konuştu. “İki Talasemi geni taşıyan çiftin evliliği ile bu hastalık oluşmaktadır.” diyen Başdemir, taşıyıcıların evlendiklerinde yüzde 25 oranında talasemi hastası çocuk dünyaya getirme riskleri olduğunu söyledi. Kayseri’nin Talasemi hastalığında Türkiye genelindeki 33 riskli ilin içerisinde olduğunu belirten Başdemir, “Sağlık Bakanlığı Kayseri’ye Talesemi merkezi kurmuştur. Bu merkez evlilik öncesi bütün gençlerimizin Talesemi ile ilgili taşıyıcılığının olup olmadığı tespit edilmektedir.” ifadelerini kullandı. Taşıyıcı çiftlere uyarılarda bulunan Başdemir, “Mutlaka çocuk yapmaya karar verdiğinizde genetik bir hekim tarafından kontrol altında çocuk yapmanız lazım. Çünkü her doğacak çocuğunuzun yüzde 75 oranında talasemi hastası olma riski var. Ancak yapılan o biyopsilerle kişinin taşıyıcı veya sağlıklı olduğu tespit edilirse annenin gebeliği devam etmektedir. Hastalığı tespit edilirse annenin gebeliği en fazla 12 hafta içerisinde sonlandırılmaktadır.” şeklinde konuştu. Talasemi hastalarının aylık zorunlu giderlerinin en az 5 Bin TL olduğunun altını çizen Başdemir, “Bunun yanında bu hastalarımızın psikolojik yıkıntıları vardır. Ortalama 13 yaşından sonra çoğu çocuğumuzda intihar olayları görülmektedir. Bunu önleyebilmek için evlenecek gençlerimiz ne olur evlilik öncesi mutlaka genetik test yaptırın.” diye konuştu. Talasemi Kayseri Şubesi çelenk sunumunun ardından Vali Mevlüt Bilici’yi makamında ziyaret etti. Bilici, “Başkanımızın Talasemi hastası çocuklarla ilgilenmesinden büyük mutluluk duyuyorum. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu tür sağlıkla ilgili sıkıntıları olanların bir araya gelerek bu sıkıntıları beraberce aşmanın yol ve yöntemlerini araştırmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu aynı zamanda psikolojik bir rahatlamanın yöntemi olarak da düşünmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Selülitsiz bir yaz için yapılması gerekenler

Kalın giysilerin, pantalon ve çorapların ardına gizlenen selülitlerimiz ve kilolarımız yaz mevsiminin gelmesiyle beraber artık özgürlüklerini ilan ediyorlar.


Pek çoğumuzun korkulu rüyası olan selülitlere ve kilolara bu fırsatı vermemek elimizde. Bu konu ile ilgili American Academy of Dermotologi'nin aktif üyesi olan ve cilt, kırışıklık, botox,lazer epilasyon, saç ve saç dökülmeleri, zayıflama ve selülit ve mezoterapi konularında uzun süredir tıbbi çalışmaları olan cilt hastalıkları uzmanı Dr.Melisa Eczacıbaşı görüşünü bildirdi:
 
Selülite yatkınlık yaratan etkenler
Mezoterapi Nedir ?
Mezoterapinin avantajları
Yöntemin Dezavantajları
Mezoterapinin Kullanım Alanları
Sellülit ve Bölgesel Zayıflamada Mezoterapi
Uygulanmaması Gereken Durumlar
Saç Mezoterapi
En Çok Sorulan Sorular

Selülite yatkınlık yaratan etkenler neler
 
1-       Kadın cildinin doğal yapısı: On kadından dokuzunda bu problem vardır.
2-      Çoğunlukla ergenlik, gebelik, menapoz gibi kilo ve hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemler,doğum kontrol hapları...
3-        Ağır, aşırı kalorili besinlerle düzensiz ve yanlış beslenme.
4-        Vücutta toksik etkiler oluşturan alkol, çay, kahve ve tütünün aşırı miktarda tüketimi.
5-       Hareketsiz bir yaşam.
6-      Hızlı ve stresli yaşamın yarattığı gerginlik, kaygı ve güvensizlik gibi ruhsal etkenler.
7-        Doğal çevreden çeşitli yollarla sürekli olarak alınan toksik maddeler.
8-       Tuz, su dengesinde değişikliklere neden olan idrar söktürücü ve müshillerin gelişi güzel kullanımı .
9-        Düzensiz uyku.
10-       Karaciğer ve sindirim bozuklukları, kabızlık ,korse,dar elbiseler,kalp yetersizliklerine bağlı dolaşım yetersizlikleri.
 
Sellülit tedavisinde hangi yöntemlerden yararlanılır
 
Mezoterpi,
Radyofrekans yayan cihazlar,
Ultrason dalgaları ile sellülit tedavisi
Özel diyetler ve egzersizler ile desteklenme
 
MEZOTERAPİ NEDİR?
 
Mezoterapi günümüzde estetik tıp dalında selülit tedavisinde en sık kullanılan yöntem sayılır. Yöntemin temeli ilk kez 1952'de Fransa'da Dr.Pistor tarafından gelmekte ve 1987 tarihinden beri Fransız Tıp Akademisi tarafından alternatif tıp tedavileri arasında önemli bir yer almıştır, bugün ise Fransa'da yaklaşık 18000 doktor tarafından günde 65000000den fazla hasta bu yöntem ile tedavi edilmektedir.Uluslararası Mezoterapi Derneği ise yaklaşık 16 ülkede bu yöntemleri uygulamaktadır.Bütün dünyada kanıtlanmış olması,bir çok ülkede uygulanıyor olması,her gün binlerce hekimin bu yöntemi uyguluyor olması, yöntemin yararlı bir yöntem olduğunu gösteren en önemli faktördür. Mezoterapinin kelime anlamı, orta deriye ince uçlu(4- 6 mm ) iğnelerle belli açılarla ilaçı direkt hedef organa enjekte ederek bölgeye tedavi sağlamaktır.Bu yöntemin temeli seri şeklindeki iğnelerin çarpma etkileri ile bağışıklık sistemine harekete geçirmek ve kılcal damar ve kanlanmanın artışı ile direkt hedef organı etkilemektir.
 
Mezoterapinin (Mezotherapy) avantajleri 
 
1-     Sonuçların hızlı ve kesin olması(ortalama 3. cu seanstan sonra sonuçlar gözlemleniyor).sellülit tedavısınde en etkin,en başarılı yöntem olarak uygulanması..Doğru uygulama ve uygulayaıcıda başarı şansı %80_%100 arasında değişiyor.
2-        Doğru kişilerce uygulandığında her hangi bir yan etki içermemesi.
3-       Cerrahi yöntemlerin aksine lokal ve ya genel anetezi gerekmemesi,ve uygulamadan sonra kişinin günlük aktivitelerini herhangı bir şekilde etkilememesi.
4-      Kozmetik yöntemler(yosun,parafin,masaj...)göre çok daha etkin sonuçlar sağlaması
5-       Kısa sürede gerçekleşmesi
Mezoterapi(mezotherapy) Dezavantajları nelerdir?
 
6-     Uzman ve bu konuda eğitimli hekim tarfından uygulandığında her hangi bir yan etkisi yok.
7-       Bazen 1-4 yerde küçük morarmalar olabilir ,bir kaç günde kaybolur.
8-      Yan etkiler ancak doğru olmayan uygulamalarda ve yalnış ilaçlarda görülebilir.Merkezimizde bizzat uzman hekim tarfaından uygulanıyor.Bir seansta uygulanan ilaç dozu belli bir dozu aşmamalı ve belli aralıklar ile olmalı
 
Mezoterapinin Kullanım Alanları
 
Estetik kullanım
 
1-       Sellülit,bölgesel zayıflama
2-       Saç dökülmesi ve saç canlandırma
3-      Yüz gençleştirme,cilt gençleştirme
4-        Çatlak,yara izleri
Tıbbi kullanım alanları
 
Eklem ağrıları
 
Spor yaralanmaları
 
SELLÜLİT VE BÖLGESEL ZAYIFLAMADA MEZOTERAPİ
 
Amaç sellülit ve bölgesel zayıflama ise ona uygun kokteyler hazırlanıyor.Önemli olan kokteyl içindeki  ilaçlarin özelliklerini iyi bilmek,birbirleri ile nasıl bir etkileşimi girdiklerini bilmek ve yan etki olma ihtımalini sıfıra indirmektir.Sellülit ve bölgesel zayıflama mezoterapisinde istenilen bölgelerde yanı bacak, karın, kalça, diz çevresi, mide, yan, sırt, kol bölgesi gibi bölgelere ince üçlü bir iğne(4 mm) ile ilaç mikroenjeksiyonlar halinde el ve ya tabanca ile enjekte ediliyor Bu ilaçlar yağ eritici ilaçlar,kan dolaşımını düzene sokan ilaçlar,lenf tıkanmalarını açan ilaçlar,cildin sıklığını artıran kokteylerdir.
 
 İlaçlar nasıl bir etki sağlar
 
Bu ilaçlar o bölgedeki yağ bloklarını yıkıp, kan dolaşımının artmasına neden olduğundan seanslara düzenli bir şekilde devam edildiğinde bölgedeki selülitlerde azalma ve yok olma istenilen bölgede( kişnin problemin yoğunluğuna göre ortalama )10- 20 cm arasında hızlı incelme(normalden çok daha çabuk incelme),toparlanma,hızlı şekillenme ve zayıflama meydana gelir. Kişide genel bir kilo problemi söz konusu olduğunda mezoterapi ile birlikte diyet verilir. Diyet verilmeden önce kişinin boy, kilo ve vücut ölçüleri(yağ,kas) alınır. Kişinin kilo almasına neden olan herhangi bir etken varsa araştırılır ve altta yatan bir neden olduğunda tedavi edilir. Kişinin bazal metabolizması, günlük aktiviteleri ve alternatif yemek biçimleri göz önüne alınarak kişiye özel diyet programı hazırlanır. Kas kaybına neden olmadan düzenli ve sağlıklı beslenme tarzı ile protein, karbonhidrat,lif yağ, vitamin ve mineralden zengin diyet sayesinde ayda 5-8 kilo arasında kilo vermek mümkün.çay,kahve,cola gibi içecekler minimala indirilir.protin,posalı yıyecekler,sebze,bol su ve bitkisel çaylar tercih edilir.özel diyetisıyeninizin vermiş olduğu diyet programınız varsa ondan yararlanmak mümkün.
 
Ciltte sıklaşmada meydana gelir mı?
 
Enjekte edilen ilaçlar cilt altı yağ çözücüler(damar üzerndeki basınç ortadan kaldırır),kan dolaşım düzenleyeciler, ödem geçiriciler ve bu konuda faydalı özel karışımlardır. Mezoterapinin en büyük avantajlardan birisi bölgede zayıflama sağlarkan sarkma probleminin olmaması ve tam tersine toparlama ve şekillenme göstermesidir, hanımlarda özellikle gebelikten sonrakı sarkma problemleri ve yaşın ilerlemesine bağlı kol altlardaki sorunlarda bilinçli bir şekilde uygulandığında başarılı sonuçlar elde edilebilir.

Mezoterapi kaç seans ,ne kadar sürer?
 
Mezoterapi tedavisi kişiden kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 8-10-20 seans sürer(problemın yoğunluğu ve sellülitın derecesine göre değişir.haftada 1-2 şeklinde uygulanır ve seanslar ortalama 15-20 dakıka sürer.seanslar bittikten sonra 2 ayda bir koruyucu tedavi uygulanabilir.. Seans aralıkları minumum 5-7 gün olmaktadır. Tedaviden sonra kişinin günlük hayatını etkileyecek herhangi bir durum söz konusu olmaz. Bazen yapılan iğne yerlerinde küçük birkaç morarma noktası görülebilir böyle bir durum ortalama 5-7 gün içerisinde geçer. Mezoterapi yöntemi 18-65 yaşındaki tüm kadın ve erkeklerde kullanılabilir tıbbi bir yöntemdir. Adet ve emzirme dönemlerinde uygulanabilir, gebelikte ise herhangi bir yan etkisi görülmemekle (saç,yüz mezoterapi..)birlikte tavsiye edilmez.
 
UYGULANMAMASI GEREKEN DURUMLAR HANGİLERİDİR?
 
1-     Kalp yetmezliği
2-       Diyabet
3-       Böbrek rahatsızlıklarında
4-        Antikuagülan tedavisi alan hastalarda
 
SAÇ MEZOTERAPİ(MEZOTHERAPY)
 

 3.SAÇ MEZATORAPİ HAKKINDA

Saç dökülmesi,saçların zayıflaması ve cansızlaşması gibi durumlarda uygulanabilen bir yöntem.Bu yöntemde çok ince uçlu bir iğne ile saçlı deri kıl köklerine besleyen, ilaçlar,vitamin ve minerallar direkt kıl köklerin olduğu bölgeye enjekte edilir(biotin,bepanthen,B12,çinko,kükürt,selenyum,demir ve diğer bir çok önemli ilaç..)bu ilaçlar saçlı deride kan dolaşımını artması nedeni ile saçların dökülmesi minimalize eder,saçlar parlaklık ve canlılık kazanır,seans sayısı problemin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte ortalama 5-10 dur,haftada bir şeklinde uygulanır ve ortalama 15 dakika sürer,iğneler son derce ince üçlü olduğundan kesinlikle ağrı,acı yapmaz.

Saç mezoterapisi nedir?

Saç dökülmesine önlemek ve kontrol altında almak,saçta hacim ve canlandırma kazandırmak için saçlı deri bölgesine uygulanan tedavi şekline saç mezoterapısı denilir,özellikle kadın ve erkeklerde erkek tipi saç dökülmeleri(androgenetik alopesi)lerde saç mezoterapısı tercih edilir.

Saç mezoterapısı nasıl uygulanır?
 
Saç mezoterapısınde çok ince uçlu bir iğne ile küçük mikroenjeksiyonlar halinde saçlı deri bölgesine ilaç enjekte ediliyor,bu karışımlar kişye özel olarak hazırlanır ve bölgesel olarak tatbik edilir.Problemın yoğunluğuna göre haftada bir ortalama 5-10 kez ve sonrakı seanslar 15 günde bir ve ayda bir uygulanır.Saçta toparlama ve hacım görmek için en az 2-3 ay sabır göstermek ve tedavıye devam etmek gerekir.

Mezoterapi nasıl uygulanır?

Çok ince uçlu bir iğne ile, özellikle saçlı deri bölgesine , kişiye özel kokteyller ile gerçekleşir.önemli olan kokteylde kullanılan ilaçların özelliklerini bilmek,birbirleri ile olan etki ve tepkileri bilmektir.Mezoterapi ilaçlarin emilimi kısıtlı, ve sistemik dolaşıma geçmez.Seans sayısı problemin yoğunluğuna ve enjeksiyon yapılacak bölgeye göre değişir.Uygulamalar özellikle uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.

Alopesi ne anlamında geliyor?

Normal bir erişkinde tahminen toplam saç sayısı 150000-170000 arasıdır.Günde 50-100 tane saç telinin dökülmesi normal sayılır,aslında saç döküldüğnde sadece gövdeden kopma olur,saç kökü yani follikul yerinde kalır,bu süre ortalama 6-8 sene sürer.İnsan hayatı süresince ortalama 12 kez saç kökünden yeni saç çıkar.Androgenetik tıp saç kayıblarında ise follikül sayısında azalmasından ziyade kıl kökünde bir küçülme ve kıl dökülme sıklusunda bir hızlanma meydana geliyor.
Erkeklerde önce alın sonradan tepede açılma görülüyor ve genelde genetik kaynaklıdır.
Kadın tipi androgenetik alopesilerde ise tepede saçlar azalır,seyrekleşir,incelir ve kısalır yanı görüntü erkek tipi saç dökülmeye benzer.

YÜZ, EL MEZOTERAPİ ANTİAGİNG TEDAVİ

Yüz cildin altına hücre yenileyici, kombine vitaminler, dolaşım düzenleyeciler, protein yapı taşları, istenildiğinde dolgu maddelerden hazırlanan bir kombinasyon enjekte edilir. En çok cildi canlandırmak, sarkmaları bir dereceye kadar toparlamak, kırışıklıkları bir dereceye kadar açmak ve ilerde oluşacak olan etkileri azaltmak için yapılır ve cilde ferah ve parlak bir görüntü kazandırır. Ortalama 3-6 seans ilk aşamadaki 3 seans 10 günde bir ve sonradan ayda bir şeklinde uygulanır.
 
AKNE TEDAVİ, özel bazı akne durumlarında tercih ettiğimiz bir yöntem.
 
EN ÇOK SORULAN SORULAR
 
Kaç seans sürer ve bana nasıl faydalı olur?
Seans sayısı kişinin problemin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte sellülite ortalama 8-10 seanstır, sellülite azalma, bölgesel hızlı incelme, sarkmalarda toparlama, şekillendirme.
 AĞRI YAPAR MI?
İğneler ince üçlü olduğundan kişiye rahatsiz edecek bir acı yapmaz.
NORMAL HAYATI ETKİLER Mİ?
Hayır normal hayatınızı etkileyecek her hangi bir durum olmaz.
TEKRAR GERİ DÖNER Mİ? 
Bir dereceye kadar korursanız(düzenli beslenme,hareket...) geri dönmez.
HER MEVSİMDE UYGULANIR MI? 
Her mevsimde uygulanır, tabi kış ve ilk bahar yaza hazırlık açısından en uygun aylardır.

13 Mayıs 2012 Pazar

Dondurmadaki Hile Ne ? Dondurmanın zararları neler ? Türkiye Gündemin Dondurma (Ayrıntılı Haber)

Sıcak havalarda en çok tüketilen ürün olan dondurmada bile gıda teröristlerinin imzası olduğu ortaya çıktı.

Gıda teröristleri dondurmaya da el attı. Havaların ısınmasıyla gözde olan dondurmada da akla hayale gelmedik hileler yapılıyor. Şeker yerine yapay tatlandırıcı, doğal sahlep yerine suni sahlep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay meyve boyası katarak dondurmayı zehirleyen bazı üreticiler, kıvamı tutturmak için de, hayvanların deri ve kemiklerinden elde edilen jelatini (E441) kullanıyor. 

SOĞUK YALAN 

Takvim'in haberine göre süt, şeker ve sahlep üçlüsü ile yapılanın gerçek dondurma olduğunu, gerçek dondurmada katkı maddesi kullanılmadığını söyleyen yetkililer, katkılı buzların da 'dondurma' adıyla satıldığına dikkat çekiyor. Yetkililer, özellikle açıkta satılan zehirli dondurmalar konusunda uyarıyor. Hilecilerin dondurmaya kattığı katkı maddelerinin yarıdan fazlasının dünyanın birçok ülkesinde yasaklandığı, bunların insan sağlığını 
tehdit ettiği ifade ediliyor. 

SOKAKTA SATILAN ZEHİRLİYOR 

Hijyenik ortamda üretilmeyen dondurmalar sağlığa zarar veriyor. Özellikle açıkta satılan dondurmalara kuşkuyla yaklaşılması gerektiğini söyleyen uzmanlar, şu uyarıda bulunuyor: "Bu dondurmalar nerede üretilmiş, içine ne konulmuş bilinmiyor. Özellikle çocuklarda karın ağrısı ve bulantı ile kendini gösteren bağırsak enfeksiyonları, zehirlenmeler yaşanabiliyor. Markasız dondurmalardan uzak durulmalı." 

KABARTILIP AĞIR GÖSTERİLİYOR 

2-3 LİRAYA, 'size özel' gibi ifadelerle tüketicilere sunulan buzlu yiyeceklerin dondurma ile uzaktan yakından alakası bulunmuyor. Bunların hacmine bakarak da ağırlığı konusunda yanılmamak gerektiğini söyleyen yetkililer, "Bu ürünlerin çoğunda gramaj hilesi yapılıyor. Üzerinde yazılan ölçü gerçek çıkmıyor. Katkılarla kabartılarak hacimli gösteriliyor" diyor.
 

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Kilo nedeni, bağırsak sendromu olabilir mi?

Karın bölgenizde sürekli şişkinlik hissi varsa, çok sıkı diyetler uygulamanıza rağmen göbeğiniz hala yerinde duruyorsa, nedeni fazla kilolarınız değil huzursuz bağırsak sendromu olabilir.


Memorial Hizmet Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Necip Aytuğ, yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren huzursuz bağırsak sendromu ( Irritabl bowel syndrome, IBS) hakkında bilgi verdi.
TETKİKLER NORMAL ÇIKIYOR
Artık yaşam düzeninizi bozmaya başlayan yakınmalarla birkaç kez sağlık kurumlarına gitmenize rağmen her defasında bütün tetkikleriniz normal çıkıyor ve “bu durum sinirsel” denerek bir psikiyatriste gitmeniz gerektiği söyleniyor olabilir. Çekilen film, tomografi veya ultrason tetkiklerine dayanarak safra kesesi, yumurtalık, apandisit veya rahim organları ile ilgili hastalıklardan operasyon geçirmenize rağmen ameliyat sonrası yakınmalarınız eskisi gibi devam ediyorsa; bu tablodakine benzer yakınmaları olan kişilerin sahip oldukları hastalık huzursuz bağırsak sendromudur.

Hastalığın tanı ve tedavisi gastroenteroloji merkezlerinde yapılmaktadır. Huzursuz bağırsak sendromu tanısı konmuş kişilerde temel yakınmanın niteliğine göre tedavisinde spazm çözücüler, bağırsak hareketi düzenleyici ajanlar, gaz giderici ilaçlar, bazen antidepresan ilaçlar ve probiyotik gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Bazı durumlarda hipnoz tedavisi ve psikiyatrik tedaviler seçilen hastalar da uygulanmaktadır.

Kansere baharatlı çözüm

Köride bulunan bir kimyasalın bağırsak kanseri tümörlerini ortadan kaldırmakta etkili olduğu iddia ediliyor.


Köri yapımında kullanılan hintsafranı adlı baharatta bulunan kurkumin adlı kimyasal daha önce de başka faydaları nedeniyle gündeme gelmişti. Araştırmalar şimdiden kimyasalın laboratuvarda geliştirilmiş kanser hücrelerini ortadan kaldırabildiğini gösterdi.Ayrıca kurkuminin bunama ve felç hastalarına da iyi geldiği biliniyor.Şimdi, İngiltere'nin Leicester kentindeki hastanelerde kurkuminin kemoterapi ile birlikte yarattığı etkiler test ediliyor.İngiltere'de her yıl 40 bin kişiye bağırsak kanseri teşhisi konuluyor.Kanserin bağırsaktan vücudun öteki organlarına sıçraması durumunda hastalara üç farklı kemoterapi ilacı bir arada veriliyor, ancak vakaların yarısında ilaçlar etkili olmuyor.Leicester Royal Infırmary ve Leicester General Hospital'da gerçekleştirilecek deneyde hastalara kemoterapi tedavisine başlamadan yedi gün önce kurkumin tabletleri verilecek ve kimyasalın hastalığın gelişimindeki etkisi ölçülecek.

'Tedavi etmesi zor'

Araştırmayı yürüten Prof William Steward, hayvanlarda yapılan testlerde kurkumin ile kemoterapinin bir arada uygulandığı deneklerin tedaviye çok daha olumlu yanıt verdiğini gördüklerini söyledi. Steward ''Bağırsak kanseri vücuda bir kez yayıldımı tedavisi çok zor çünkü kemoterapinin yan etkileri hastaların uzun süre ilaçları almasına imkan vermiyor. Kurkumin'in kanser hücrelerinin kemoterapi ilaçlarına karşı olan hassasiyetini artırıyor oluşu önemli çünkü bu sayede daha düşük dozda kemoterapi ile hastaları daha uzun süre tedavi etmek mümkün olabilecek'' dedi. Steward sözlerine ''Bu araştırma henüz başlangıç aşamasında ancak kanser tedavisinde bitkileri kullanmak çok umut vadeden bir tedavi. Bu sayede gelecekte etkili ilaçlar yaratmayı planlıyoruz'' diye devam etti. Cancer Resarch UK'den Joanna Reynolds "Böyle bir klinik deneme yaparak kurkuminin faydaları hakkında daha fazla bilgi edinmiş olacağız. Ayrıca bu yeni tedavi yönteminin hastalarda yan etkilere neden olup olmadığını da görebileceğiz'' dedi.

11 Mayıs 2012 Cuma

Kanserojen maddeler medyatiktir bilimsel değildir

Her gün kansere yol açtığı söylenen ajanlarla ilgili yeni yeni haberler çıkar. Aslında her gün sayıca artan kanserojenler medyatiktir, bilimsel değildir.



3 – 4 Mayıs 2012 tarihleri arasında, İstanbul Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi'nde üçüncüsü düzenlen Gıda Güvenliği Kongresi konuşmacılarından Prof. Dr. İsmail Çelik, en çok görülen kanser nedenleri ve kanserojen maddeler hakkında bilgi verdi.
 
Kanser olmak için bir maddeye maruziyetin dozu ve süresi çok önemlidir. Akşam bir madde ile temas edip sabah kanser olmayız; en fazla zehirleniriz. Haberlere konu olan ve bilgi kirliliğine yol açan bu maddeler günlük yaşamımızın içindedir ve çoğumuzun bunlarla teması ya çok sınırlı sürede ya da çok çok az miktarlarda olur. Vücut bu tip zararlı maddelere karşı savunmayı ve arınmayı mükemmel bir şekilde başarır; yaşayan organizmalar herhangi bir zehirli madde ile temas edince yok olacak güçsüz ve savunmasız değildir - korunma mekanizmaları mükemmel çalışır.
 
Günlük yaşantıda çoğumuza sorun olmayan söz konusu maddeler ancak mesleksel olarak ve uzun yıllar boyunca maruz kalanlarda kansere yol açabilirler. Örneğin çevremizdeki kum elle temasda hiçbir tehlike içermezken kömür işçileri yıllar boyu kaya tozlarını soludukları için akciğer kanseri riskleri artar. Benzer şekilde mobilyacılarda odun tozu, tersane işçilerinde asbest, üzüm işçilerinde arsenik, ayakkabı boyacılarında benzen de mesleksel karsinojenlerin belli başlı örnekleridir.
 
Çevremizdeki çoğu maddenin kansere yol açması için mesleksel olarak ve uzun yıllar boyunca maruziyet gerektirmesi, Paracelsus'un 16. Yüzyılda "Her madde zehirdir. Zehir ile zehir olmayanı ayıran dozdur" cümlesinde de vurguladığı gibi, modern toksikolojinin temel taşıdır.
 
Sanıldığının aksine, genetik geçiş gösteren (ailevi kanserler) tüm kanserlerin binde birinden azdır. Kanserin sebepleri çoğunlukla yaşam tarzı kökenlidir:
 
• Tütün
• Diyet/Obezite/Fizik aktivite
• Alkol
• Enfeksiyonlar (Hepatit B ve HPV), kanser sebeplerinin %90-95'ini oluşturur.
 
TÜTÜN
Tütün kullanımı her çeşit kanseri arttırır. Tüm kanserlerin yaklaşık yarısının sebebi tütün ve tütün mamülleri kullanımıdır. Sigara, kanser ile ilişkisi ortaya konmuş en önemli tüketim maddesidir. Sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere larenks, farinks, ağız boşluğu, özofagus, mesane, böbrek, pankreas, idrar yolları ve serviks kanserine neden olduğu bilinmektedir. Özellikle akciğer kanseri ile içilen sigara miktarı arasında açık bir ilişki vardır. Sigaraya başlama yaşı, sigara kullanma süresi, inhalasyon miktarı ve günlük tüketilen sigara miktarı, kanser riskini belirlemektedir. Sigaranın zararlı etkisi, sigara bırakıldıktan 10-15 yıl sonra bile devam etmektedir. Sigara dumanında 4000'e yakın sayıda kimyasal madde bulunmakta olup bunun 50'ye yakını kanserojendir.
 
DİYET/OBESİTE/FİZİK AKTİVİTE
Sigara dışındaki en önemli kanser nedeni diyet-kilo-fizik aktivite bileşenlerinden oluşan "yaşam biçimi" alışkanlıklarıdır. Sigara kullanımı, beslenme alışkanlığı ile beraber gerek yaygınlık gerekse de risk büyüklüğü açısından en önemli iki kanser nedeni olarak karşımıza çıkmakta olup her iki faktör birlikte ele alındığında tüm kanserlerin yaklaşık %80-90'undan sorumlu oldukları düşünülmektedir.
Şişmanlık, sebebi ne olursa olsun kanseri arttıran bir etmendir. Fazla kalori alınması ve şişmanlık, rahim, pankreas, safra yolları, bağırsak, böbrek ve meme kanseri riskini arttırmaktadır. Zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı veya kuru yemiş de dahil olmak üzere) çok miktarda alınmasının obeziteye yol açabileceği unutulmamalıdır. Gençlik dönemindeki fazla kilo ve şişmanlığın tüm hayat boyu devam ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla gençlik çağında şişman insanların fazla olduğu günümüz şartları göz önünde bulundurularak gelecekte kanser vakalarının artacağından endişe edilmektedir.
Şişmanlığın önlenmesi sağlıklı beslenme ve fizik aktivite ile olur. Kanser ve diğer hastalıkları engelleyen fiziksel aktivitelere küçük yaşta başlanması en büyük faydayı vermektedir ancak yine de her yaşta egzersiz yapmanın faydalı olduğu ispatlanmıştır.
 
Amerikan Kanser Derneği'nin bireylere yönelik beslenme ve fizik aktivite önerileri şöyledir:
 
1) Başta bitkisel kaynaklı olmak üzere sağlıklı besinler tüketiniz:
 
• Her gün 5 veya daha fazla porsiyon sebze ve meyve çeşitlerinden yiyiniz
• İşlenmiş (rafine) tahıllar ve şekerler yerine, ham tahılları tercih ediniz
• Kırmızı etin, özellikle yağlı ve işlenmiş olanların, tüketimini kısıtlayınız.
• Sağlıklı kiloyu korumaya yardımcı olacak besinleri seçiniz
 
2) Fiziksel olarak aktif bir yaşam tarzı benimseyiniz.
 
• Yetişkinler haftanın 5 ya da daha fazla günü 30 dakika ya da daha fazla orta derecede aktivitede bulunmalıdır. Haftanın 5 ya da daha fazla günü 45 dakika ya da daha fazla orta-şiddetli derecede aktivitede bulunmak meme ve bağırsak kanseri riskini azaltmaktadır.
• Çocuklar ve gençler haftanın en az 5 gününde günde en az 60 dakika orta-şiddetli derecede fiziksel aktivitede bulunmalıdır.
 
3) Yaşam boyu sağlıklı kiloyu koruyunuz.
 
• Kalori alımını fiziksel aktiviteye göre dengeleyiniz.
• Son zamanlarda fazla kilolu ya da şişman iseniz kilo veriniz.
 
4) Alkollü içeceklerin tüketimini sınırlayınız.
 
Beslenme ile ilgili çok fazla sayıda yanlış inanış mevcuttur:
 
• Soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserlerine yol açabilir.
• Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir.
• Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.
• Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.
• Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir
• Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir bulgu yoktur.
• Organik olarak tanımlanan yiyeceklerin kanser riskini azalttığı ile ilgili bir veri bulunmamaktadır.
• Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi yoktur aksine kanseri tetiklidiğini gösteren çalışmalar mevcuttur:
o Havucun içinde de bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini arttırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı tespit edilmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur.
o Yiyeceklerle alınan folat kanserden koruyucu etki yaparken hergün yüksek dozda folat vitamin tableti tedavisi ile artmış kanser ve kalp damar hastalığı riski gösterilmiştir. Folik asidin felç ve kalp hastalığı riskini azaltması ve kalın bağırsak kanserini engellemesi varsayımları ile birçok insan folik asit tabletleri kullanmaya başlamış ve hatta Amerika, Kanada ve Şili gibi unlara ve benzeri ürünlere folik asit eklenmeye kadar yaygın kullanıma girmiştir. Fakat yıllar sonra özellikle gıda takviyesi yapılan bu ülkelerde kalın bağırsak ve prostat kanserlerinde yüzde 200' e varan artışlar dikkati çekmeye başlamış ve 2009 yıllarının ortalarından itibaren sayıları gittikçe artan araştırmalarda folik asidin yüksek dozlarının normal hücreler yanında kanser hücrelerinin çoğalmalarını kolaylaştırdıkları ve artırdıkları gösterilmiştir. Norveç'te yapılan çalışmalarda folik asit ve B12 desteği alan kalp hastaları arasında akciğer kanserine yakalananların oranının, genel nüfusuna göre yüzde 25 daha fazla olduğunu ortaya konmuş ve araştırmada ayrıca, vitamin desteği alanların diğer kanser hastalıkları ve diğer rahatsızlıklardan ölüm oranının da daha yüksek olduğu vurgulanmıştır.
 
ALKOL
Alkol kanseri tetikler. Az miktarda bile olsa alkol kanserojen etki gösterir. Alkolün neden olduğu kanserler ağız boşluğu, larinks, özefagus ve karaciğer kanserleridir. Alkol kullanımı yanında sigara içimi de varsa kanser riski, her biri için 5 kat iken, 25 kata çıkmaktadır.
 
Kanserden korunmak için yaşam biçimimizi değiştirmemiz ve sigara dumanına maruz kalmayan, sağlıklı beslenen, şişman olmayan ve fiziksel olarak aktif olan bireyler olmamız gerekli ve yeterlidir.
 

Karaciğeri hasta eden dörtlü

Doktor önerisi olmadan ilaç kullanmak, hepatit virüsleri, obezite ve bazı genetik hastalıklar karaciğerin çalışma mekanizmasını bozuyor.

Doktor önerisi olmadan ilaç kullanmak, hepatit virüsleri, obezite ve bazı genetik hastalıklar karaciğerin çalışma mekanizmasını bozuyor.Karaciğer vücutta kendi kendini yenileyebilen tek organ. Karın sağ üst kadranda, diyafram altında yer alan ve göğüs kafesinin alt bölümü tarafından korunan vücudun en büyük katı organı. Toksik maddelerin yıkılarak vücuttan uzaklaştırılması, protein sentezi, yaşamsal pek çok biyokimyasal maddenin üretilmesi ve biyokimyasal reaksiyonların düzenlenmesi karaciğer sayesinde oluyor. Karaciğer sağlığının farklı nedenlere bağlı olarak olumsuz etkilenebildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu İbrişim, karaciğer sağlığının düşmanları ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri veriyor:
1- DOKTOR ÖNERİSİ OLMADAN İLAÇ KULLANMAK
"Pek çok ilaç ve bitkisel ürün potansiyel olarak tahrip etkisi yaratabilir. Doktor önerisi olmaksızın reçetesiz ağrı kesici, anti-romatizmal ilaçlar, antibiyotikler, bitkisel ürünlerle zenginleştirilmiş vitamin preparatlarının kullanımı toksik hepatit tablosu ve bazen karaciğer nakli gerektirebilecek ciddi karaciğer yetersizliği vakaları oluşturabilir. Aktarlarda satılan bitkisel ürünler, sanayide kullanılan bazı kimyasal maddelere maruz kalma karaciğer için ölümle dahi sonuçlanabilen toksik etkiler oluşturabilmektedir.
2- OBEZİTE KARACİĞERDE YAĞLANMAYA YOL AÇABİLİR
Sağlıklı beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve kilo kontrolü tüm vücudumuz için olduğu gibi karaciğer için de çok önemlidir. Düzenli öğünler halinde bir beslenme planı ile yağ, şeker ve karbonhidrat tüketiminin azaltılması, vitamin ve mineral açısından zengin olan sebze ve meyve tüketiminin arttırılması, katkılı hazır gıdaların en aza indirilmesi gereklidir. Yoğun alkol tüketimi akut veya kronik karaciğer hastalığı nedenidir.

3- GENETİK HASTALIKLAR
Wilson hastalığı gibi bazı genetik hastalıklara bağlı karaciğer hastalıkları oluşabilir. Karaciğerin damar sistemini ve dolaşımını olumsuz yönde etkileyen lokal veya sistemik hastalıklara bağlı karaciğer hastalıkları da görülebilir. Safra yolları hastalıklarına ikincil karaciğer hastalıkları oluşabilir.

4- HEPATİT VİRÜSLERİ KARACİĞERDE ENFEKSİYON SEBEBİ
Hepatit A, B ve C virüsleri karaciğere yerleşerek enfeksiyona neden olurlar. Hepatit A virüsü hasta kişilerden dışkı yolu ile çevreye yayılarak, kirli su ve ellerle ağız yolu ile bulaşır. Korunmada tuvalet ve el temizliği çok önemlidir. Hepatit A iyileşme sağlandığında kronikleşmeyen bir enfeksiyon iken hepatit B ve hepatit C enfeksiyonlarında kronik bir enfeksiyon söz konusu olabilir. Kronik enfeksiyon sessiz ve yakınmasız bir durumdan karaciğer sirozu dediğimiz belirgin karaciğer hasarına kadar ulaşabilir. Bu da çevremizde sağlıklı görünen ama hepatit B ve ya C virüslerini kanlarında taşıyan ve bulaştırma potansiyeli olan bireyler olduğu anlamına gelir.

ENFEKSİYONU ÖNLEMEK İÇİN BİLİNÇLİ DAVRANIN
Hepatit A ve B virüslerinin aşıları vardır; ancak hepatit C için aşı mevcut değildir. Özellikle aile bireylerinde hepatit B virüsü bulunan kişilerin test edilerek hepatit B aşısı yapılması kesinlikle önerilmektedir. Bulaşma kan ve kan ürünleri ile temas veya cinsel yolla olur. Tek kullanımlık tıbbi malzemeler ve tıbbi cihazların gerekli şekilde dezenfeksiyonları tıbbi yolla hastalık bulaşma riskini önlemektedir. Ev ortamında enfeksiyon taşıyan kişilerle ortak tıraş bıçağı, tırnak makası gibi kanla temas eden aletlerin kullanımı veya pek çok kişiye kullanılan ve yeterli dezenfekte edilmemiş aletlerle yapılan manikür, pedikür ve cilt bakımı gibi işlemler enfeksiyonun yayılmasında etkili olmaya devam etmektedir. Bu hizmetlerin alındığı yerlerin titizlikle seçilmesi daha da iyisi kendi bakım malzemelerini götürerek gerekli işlemlerin yapılması en doğrusudur."

30 Nisan 2012 Pazartesi

Kanserden nasıl korunulur?

Kanserden nasıl korunulur? Hayatta neler kanser eder? Cep telefonu kansere mı yol açıyor? Baz istasyonu kanser mı ediyor? Kanserin tedavisi var mı?
Kanserden korkmak yerine korunmak için önlemler almak gerektiğini söyleyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Argon, kanserden koruyan ipuçlarını verdi:




Okulları ve sınıfları havalandırak çocuğunuzu kansereden koruyun, çocuklarınızı 13 yaşına kadar cep telefonundan uzak tutarak kanserden koruyun, modem ve bilgisayar odasında fazla zaman geçirmesini engeleyerek, kanserden koruyun, evinizi baz istasyonuna ve gerilim hattına uzak yerden alarak kanserden koruyun, haftada yarım kilodan fazla et tüketmeyin, bol sebze makul meyve tüketin, gece 12'den sonra ışıkları kapatarak deliksiz 7.5 saat uyuyun, işe gidermiş gibi spora gidin...



Haftada yarım kilodan fazla et yemeyin, bol sebze makul oranda meyve tüketin. Her gün işe gider gibi spora gidin. Gece 12’den sonra ışıkları söndürün ve mışıl mışıl uyuyun. Erken teşhis için düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin.  Çocuklarımızı kapalı mekanlarda biriken kanserojen radon gazından korumak için her gün sınıfları ve okulları havalandırın. Onları 13 yaşına kadar cep telefonundan uzak tutun. Bilgisayar ve modemi odasına koymayın, geceleyin de fişlerini çekin!   Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Argon, günümüzün vebası haline gelen kanserden korkmak yerine önlem almak gerektiğini belirterek, kanserden koruyan on ipucunu verdi:  TÜTTÜRMEKTEN VAZGEÇİN: 1- Sigara: Çalışmalar gösteriyor ki; günde tek bir tane dahi sigara içilmesi, kansere sebebiyet verebilir. Bu bağlamda nargile, puro ve pipo gibi diğer tütün türevlerini içmek ve pasif içicilik de risk taşıyor. Örneğin; bir nargile seansında yaklaşık 50 adet sigara içmiş gibi olduğunuzu unutmayın! Yanınızda sigara içen birisine asla müsamaha göstermeyin.  
KİLOYA VE MUTFAĞA ÇEKİ DÜZEN VERİN 2- Beslenme alışkanlığı ve ideal kilo: İdeal kilomuzda yaşarsak, kanserden en uzakta yaşamış sayılırız. Kabaca ideal kilomuz, boyumuzun son iki rakamı veya ondan en fazla 5 kg kadar daha fazlası olarak tanımlanabilir. Tüm yaşamımız boyunca ideal kilomuzu koruyacak bir beslenme sitili yaratmalıyız.
Bunun için: YARIM KİLO ET: Haftada yarım kilodan fazla et yememeliyiz
BEYAZLARA VEDA: Unlu ve şekerli gıdalardan olabildiğince uzak durmalıyız.
DOĞRU YAĞ SEÇİN: Mutfağımıza sağlıklı yağlar dediğimiz zeytinyağı, fındık yağı, kanola yağı ve mısır yağı dışında yağ sokmamalıyız.
BOL SEBZE MAKUL MEYVE: Her gün karışık salata, sebze yemeği ve makul ölçülerde mevsimin meyvelerinden yemeliyiz.
TÜTSÜLEMEYİN: Kızartma, mangal ve tütsüleme gibi sağlıksız tekniklerle hazırlanmış gıdaları yememeliyiz.
ALKOLE DİKKAT: Alkolü çok az miktarlarda almalıyız ya da hiç kullanmamalıyız.
ORGANİKTEN ŞAŞMAYIN: Tüm gıdalarımızın doğal, organik, katkı ve koruyucu maddeler içermeyen gıdalar olmasına özen göstermeliyiz. Sürekli organik ürünler talep etmeliyiz. Genetiği değiştirilmiş gıdalardan uzak durmalıyız.
YATARKEN YEMEYİN: Yatmadan 3 saat evvel yiyecek tüketimine son vermeliyiz.  
İŞE GİDER GİBİ SPORA GİDİN 3- Spor: Gerek ideal kilomuzu korumak, gerekse de bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için düzenli spor yapmalıyız. Haftada en az 3-4 gün, ideali her gün yapılacak olan yarım saatlik tempolu koşu aslında yeterlidir. İlaveten yapılacak aletli, aletsiz egzersizler sağlığımıza ek katkılar sağlayacaktır. İşe gidiyormuş gibi spor salonuna gitmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
 GECE 12’DEN SONRA IŞIKLARI KAPATIN 4- Düzenli uyku: Erişkinlerin günde 7.5 saat aralıksız uyumaları zorunludur. Ayrıca en geç gece yarısı saat 12’de, ışıksız bir ortamda uykuya geçmemiz lazım ki bizi kanserden koruyan melatonin hormonu salgılanmaya başlasın. Gündüz telafi uykuları aynı faydayı sağlamamaktadır.  
OKULLARI VE SINIFLARI HAVALANDIRIN 5- Mesken gazları: Her sabah evimizi, işyerlerimizi, çocuklarımızın saatlerce vakit geçirdiği okullarımızı ve sınıflarımızı 5-10 dakika havalandırıp, gece boyunca biriken başta radon olmak üzere kanserojen gazlardan kurtulmamız lazım. Radon gazı, akciğer kanserinin en önemli nedenlerinden birisidir. Özellikle hiç sigara içmeyen insanlarda görülen akciğer kanserlerinden sorumlu olabilir.
 ÇOCUĞUNUZU CEPTEN UZAK TUTUN 6- Elektromanyetik radyasyon: Nükleer bir savaş ya da en son Japonya’da olduğu üzere nükleer bir kaza sonucu maruz kalınacak iyonizan radyasyondan hepimizi daha çok ilgilendiren iyonizan olmayan radyasyondan korunmalıyız. Bunun için:
CEPE SINIR KOYUN: Beyin gelişimini henüz tamamlanmadığı 12-13 yaşına dek çocuklarımızı cep telefonlarından uzak tutmalıyız. Erişkinlerin de günde en fazla 30 dakika ve kulaklıkla cep telefonu kullanması gereklidir.  
MODEMİ KAPATIN: Küçük ev aletlerinin ciddi elektromanyetik radyasyon yaydığını unutmayın. Gece yatarken odanızda kablosuz modem, cep telefonu vs bulundurmayın. Isıtıcıların yatağınıza en az 2 metre uzaklıkta olmasına dikkat edin. Mümkünse evinizin baz istasyonları ya da yüksek gerilim hatlarından uzakta olmasına dikkat edin.
 GÜNEŞTEN KORUNMAYI ÖĞRENİN 7-  Güneş: Özellikle yaz aylarında ya da karlı yüksek rakımlı bölgelerde yaşayanların kış aylarında da dikkat etmeleri gereken husus; güneşin tehlikeli ultraviyole-B ışınlarıdır. Yazın saat 10-15 arasında asla denize girilmemeli; sokağa çıkarken de güneşten korunacak şekilde giyinmeliyiz. Özellikle sarışın, çilli ve vücudunda 20’nin üzerinde beni bulunan insanların güneşten korkmaları gerekir. Güneş kremlerinin asla gerçek koruma sağlayamayacağı unutulmamalıdır. Solaryumlara asla gidilmemelidir.
 ERKEN TEŞHİS SİZİN ELİNİZDE 8- Koruyucu tıp uygulamaları: Kanserden korunmanın en ucuz ve en etkili yöntemi ona yakalanmamaktır. Bunun için:
CHECK-UP LÜKS DEĞİL: Herkesin yılda bir kere check-up programına katılması gereklidir. HEKİMİNİZLE KONUŞUN: Meme, kalın barsak, rahim ağzı, akciğer ve prostat kanseri gibi bazı kanserlerin rutin tarama programları vardır; hekiminizle bu konuyu konuşun.
AŞILARI UNUTMAYIN: Bazı aşı programları (hepatit, rahim ağzı gibi) kansere karşı koruma sağlar.  
HORMONDAN UZAK DURUN: Menopoza girmiş kadınlarımızın sıkıntıları için uygulanan hormon replasman tedavisi dediğimiz hormon ilaçlarının yerine başka ilaçlar kullanmalarını tavsiye ediyoruz. GENLERE DİKKAT: Genetik yatkınlığı olanlar, onkologları ile risk değerlendirmelerini yapıp, gerekli önlemleri almalı.
 PATRONLA KONUŞUN ÖNLEM ALDIRIN 9- Çeşitli kimyasal ve endüstriyel maddelerden korunma: İŞYERİ KANSER ETMESİN: Kanserlerin önemli bir kısmında neden, yaptığımız işle ilgilidir. Özellikle işyerlerimizde çeşitli kimyasal maddelere, boya maddelerine ve endüstriyel tozlara (asbest, silika, kömür) maruz kalıyorsak; işverenden endüstriyel hijyeni sağlaması için gerekli önlemleri almasını talep etmeliyiz. Bunun için özel korumalı giysiler ve maskeler, uygun havalandırmalı odalar ve kabinler oluşturulması, düzenli sağlık kontrolleri, sık sık istirahatlar temin edilmelidir.
NE GİYDİĞİNİZİ BİLİN: Kimyasallara maruz kaldığımız diğer bir husus özellikle uzak doğudan ithal edilen giysiler ve oyuncaklarda kullanılan azo boyarlar ve tehlikeli kimyasallardır. Bu ürünlerden uzak durmalıyız.
SAÇ BOYALARI MASUM DEĞİL: Saç boyalarının özellikle kan ve kemik iliği kökenli kanserlerde rol oynadığını unutmamalıyız.
MEVSİMİNDE BESLENİN: Organik olmayan gıda maddelerinde yüksek oranda kimyasallar olduğunu unutmayın. Bu nedenle en iyisi mevsimin sebze ve meyvelerini tüketmektir.
EGZOZ GAZINDAN KORUNUN: Trafikte uzun zaman geçiriyorsak; başta dizel egzozları olmak üzere bir çok kansere neden olan gazlara maruz kaldığımızı unutmayalım.
 STRESLİYİM DEMEYİN ÇÖZÜMLER ÜRETİN 10-  Stresle başa çıkma teknikleri: Eğer yaşamımızda ciddi stres oluşturan bir faktör varsa en iyisi ondan kurtulmaktır. Bu mümkün değilse stresle baş etme yöntemlerini uygulamalıyız. Örneğin; düzenli spor yapabilir, seyahat edebilir, hobiler edinebiliriz. Sanatla ilgilenebilir, çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunabiliriz. Bunlar bizi günün stresli rutininde kurtaracaktır. Ruh sağlığımızı tehdit eden stresler için kesinlikle profesyonel destek almalıyız. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız